16 Mart 2010 Salı

Mahçupyan, Hayretyan, İflahyan ve Toptaşyan

Dün bi mahçup oldum sormayın. Akşam eve gitmeden alışveriş yaptım. Zaten eşim iş yemeğinde. Aldığım çok ağır değil ama havaleli şeyler. Ne meraklısınız peki yaziim: 10 paket ayçekirdeği (evet iflah olmaz çekirdek canavarıyım), 5 tane 1/4'lük süt, 1 pk makarna, 1 ekmek, 2 yoğurt (biri işyerine götürülecek), 1 kalıp peynir, 1 paket fındık, 5 adet çubuk kraker. Bi de işyerinden getirdiğim boş saklama kapları. Onlarla Ümraniye'nin kalabalık caddelerinde epey yürüdüm. Bi kaç mağaza da gezdim.Dolmuştan indim. Bi 15 dakika daha yürüdüm. Geldim neyseki eve.

Asansöre elimde bu 7-8 poşetle bindim. Zaten 45 dakika taşımışım kolumu zor kaldırıp bastım 9'a. (*) Neyse indim. Poşetlerimi koydum. Birbirine benzeyen 2 anahtardan birini soktum açılmadı. lanet olsun tutturamam. Oysa bi anlamda da eminim. Anahtarlığın beyaz yüzüne yakın olanı üstteki kilidi açıyor. Yine de diğer anahtarı soktum. I-ıh! Açılmıyor. Kapıya baktım. Oynanmış gibi. Ve serçe parmağım girecek kadar aralık sövesinden. Ahah dedim hırsız zorlamış. Asansöre gidip site güvenliğini aradım. Teknik ekiple geleceğiz dediler. Sıkışmışım zaten. Nasıl da terlemişim. Önce kabanımı çıkarıp astım yangın merdiveni kapısına. Sonra kattaki diğer kapıların kilitlerini kontrol ettim oynanmış mı diye. Onlar normal görünüyordu. Terli ve sinirli haldeyken eşim aradı. Ona da sokakta kaldığımı söyledim hırsız oynamış diye. Terliyken üşüdüğümden burnum akmaya başladı. Burnumu çekiyor olmalıyım ki konuşurken kızcağız ağlıyor musun dedi. Yok dedim güvenlik geliyo kapat filan. Onu da huzursuz ettim. Sonra nasıl oldu da kapı numarasını gördüm bilmiyorum. Kapıda 27 yazıyor. O an çaktım köfteyi. Hemen gidip güvenlikçileri aradım. Yanlış katta inmişim gelmeyin diye. Olur böyle şeyler dediler içlerinden gülerek. Ama kapatınca ne eğlenmişlerdir kimbilir:) Sonra gerçek katıma çıktım kendime güle güle. Hah dedim blogta yazasın diye Allah bööle bişi yaşattı.

(*) Aslında poşetlerdeki çıkıntının 6'ya bastığını gördüm ama unutmuş inmişim yorgunluktan.
.............
Uzak tutmaya çalışıyorum. Kartlarım açık oynuyorum. Ama ne var bende anlamıyorum? Matah bi şey olsam neyse... Hayat habire önüme birilerini getiriyor. Hüzünlü bakışlar, ağır sorumluluklar, gitgel ritüellerim ve ben onları ağırlıyorum. En tuhafı da onlardan kopamıyorum.
..............
Kağıt Helvam bitti ya yine ustama döndüm. Hasan Ali Toptaş'ın Kayıp Hayaller Kitabı'na başladım. Yaa bu kadar övüyorum, biriniz de alıp okusun da görüşlerini paylaşsın. Muhteşem bi adam yaa. Aşığım resmen zekasına. (Pekala tipine de:P)

1 yorum:

Keyfe Keder dedi ki...

Senin git gel ritüellerin gibi, okuyanlarıda burada duygu komasına sokuyorsun. Bu yazına çok güldüm, hele "Sanki ekmek çıkacak" lafına. Göz çapkını halini de merak ettim yani :D