31 Aralık 2009 Perşembe

Yahşi Batıya Olan Maceram


Her akşamki gibi 1. postaarabasından(dolmuştan inip) 2. dolmuşuma binmiş, tıklım tıkış ter kokuları arasında elimdeki poşeti ayaklarımın arasına sıkıştırmış, bir elimle kitap okumaya çalışırken, eşim Kalamiti Ceyn aradı. Klasik sorusunu sorup kapattı: Neredesin? Klasik cevabımı verdim. Az sonra tekrar aradığında nerdesin sorusuna şarjın var mı eklendi. Derken şimdi kapat biraz sonra arayıp sana önemli bir şey söyleyeceğim, şimdi kapat dedi. Kitabıma döndüysem de az sonra önemli bir şey söyleyeceğim cümlesinin ağırlığı başka bir şey düşünmeme izin vermiyordu. Aile efradımızdan birinin başına bir şey gelmiş olma ihtimali iyice ağır basınca eşimi aradım. Önce çekmedi. Asansörde olduğunu düşündüm. Sonra meşgule döndü. Artık telaşım iyice artmıştı. Numara kullanımda uyarısı ile daha fazla inatlaşamadım ve yürümeye başladım. Biraz yürüdüm ki telefonum çaldı.

Eşim, karşıya gelebilir misin dedi Kanyon'a. Ne oldu ki dedim. Hala kötü bir şey bekliyorum. Yahşi Batı'nın galasına davetiye verdi son dakika müdürüm dedi.Geleyim dedim. Bunu dememle paniğim başladı. Saat 21'de başlayacak olan galaya 1 saat vardı. Eşim taksiye atla gel dedi. Üzerimde sadece 10 TL vardı ve tanrılar çıldırmış olmalıydı. Bir dolmuşa atlayıp Tepeüstü'ne geldim. Pardon gelmeden önce eşim neredesin diye aradı. Karşıya geçecek otobüslerin durağına gözattığımda ortada uzun bir kuyruk görüyor ama "2 resim arasındaki 7 fark oyununda bulamadığım 7. fark gibi" en önemli şeyi göremiyordum. Otobüs yoktu ve saat 20.30 olmuştu. Eşim aradı ve ısrarla taksiye atlamamı söyledi. Düşünmeden orada bekleyen taksiye bindim. Batıya! dedim. Yahşi Batıya...

Tamam her günkü gibi grantuvalet giyinmiştim ama elimde yılbaşı için gelmiş hediyelerle, benim aldığım hediyelerden oluşan çantalar vardı. Taksi, bağlantı yolunun kavşağını dönüp de 2. köprü yoluna çıkarçıkmaz bizi karşılayan ilginç bir şeyle burunburuna geldik: Bufalo sürüsü (Bu saatte salıyorlardı tırları) . Eşim aradı neredesin diye. Son aradığının üzerinden sadece 2 dakika geçmişti ve durumu bildirdim. İkimizin de korktuğu bir husus vardı şarjımın bitmesi. En olmadık zamanlarda şarjı biten ya da arıza çıkaran iphone'umdan çok muzdarip olmuştuk. 2 dakika sonra neredesin diye tekrar aradı. "Yoğun akıcı" bir trafikle ancak Elmalı Barajı civarına gelebilmiştim. Sağda solda dikenli kaktüsler (EDS kameraları) ve kızılderili baskını (Mavikırmızı sirenli polis arabaları) nedeniyle, posta arabası sürücüsü zikzaklar çizmekten çekiniyordu. Bu 2 dakikada bir aramalarla Kavacık kavşağına geldiğimde saat 20.50 oldu. Hala onunla nerede buluşabileceğim, taksinin ne kadar tutacağı, sinemaya yetişebilecek miyiz stresimiz devam ediyordu.

Neyse Kavacık kasabasından geçtiğimde akbabalar seyrelmeye başlamış, posta arabamız hızlanmıştı. Bu stresle ateş suyuna çok ihtiyacım vardı ama ne param ne zamanım vardı. 20,55'te Kanyon'un önünde durduk ve Kalamiti, posta sürücüsüne bi 30'luk fırlattı. Yaya olarak yola devam edecektik. Kasabanın kalabalık virajlarından Saloon'un kapısına geldiğimizde bizi büyük bir sürpriz bekliyordu. Fazla davetiye dağıtıldığından içeride yer yoktu. Kalamiti çok sinirlendi. Ben ağzımın içindeki kürdanı sağdan sola atmış düşünüyordum. Kapıdaki bar fedailerini eliyle ittirip içeri girdik. 7 salonun 6'sı dolmuş film başlamıştı. Herkes gibi 7. salona yöneldiğimizde aynı cevapla karşılaştık. Başkalarının rahatlıkla girdiğini görünce yine söylendik. Organizayondaki bir Cancan kızını göz hapsine alan Kalamiti, nihayet puflarda oturmak için izni kopardı. Bizim salon meğer sadece oyuncular için ayrılmış salonmuş. İçeri girdiğimizde CMYLMZ ortada sunuş konuşmasını yapıyordu.

Elimdeki hediye poşetlerini üstüne kaşkolumu da koyarak "first klas VİP dilencisi" gibi yere oturdum. Kalamiti her zamanki gibi 4 ayak üstüne düşmüştü. Yahşi Batı'ya olan zorlu maceram böylece iyi sonuçla noktalandı.

Film, 13-14 yaşındaki ergen oğlan çocuklarının bayağı ve küfürlü konuşmalarını anımsatan jargonla çekildiğinden, sanatsal değil ticari başarı amaçlandığından bekleneni veriyordu. Bol bol ABD'ye laf geçirmeler, imalı sözler ve Turist Ömer diyalogları göze çarpıyordu.

En çok beğendiğim sahne ise Uğur Polat'ın göründüğü sahne oldu. Kesinlikle ama kesinlikle izleyince hak vereceksiniz. E bi de spoiler içeren bir şey söyleyeyim. Yahşi Batı'dan sonra sırada Yahşi Çin'i çekebilir.
İyi seyirler.

1 yorum:

Berna dedi ki...

Seni okumak iyi geldi.

Çok eğlencelisin. :)

Evli olduğunu da az önce öğrendim.