18 Şubat 2011 Cuma

Hayat Bir Öyküdür

Kısa öyküler yazıyorum kurmaca...
Ama hayat garip öykülerle dolu...
Bugünkü haberlerden derlediğim iki garip öyküyü paylaşıyorum sizinle:
"Trabzon'un Tonya ilçesinde hayatını kaybeden 88 yaşındaki emekli imam Mehmet Ali Öner'in, ölmeden 1 hafta önce kendi sesiyle okuyarak banta kaydettiği selası ve ölüm ilanı, vefatının ardından cami hoparlöründen yayınlandı."
***
"Urla’da 2005 yılında Funda İşsiz’i bıçakla öldürüp cesedini kullanılmayan derin dondurucuya saklayan Celalettin Erkal yargılama sonunda ömür boyu hapse mahkum olmuştu. Ancak davanın Yargıtay süreci 5 yılda tamamlanmadığı için 3 Ocak’de yürürlüğe giren tutukluluk CMK’nin 102’nci madde gereği serbest bırakılmıştı. Tahliyeden yaklaşık bir ay sonra basının konuyu duyup haber yapmasıyla konu kamuoyunun gündemine taşınmış, Yargıtay 1. Ceza Dairesi bir gün sonra cezayı onayınca Erkal’ın 38 günlük özgürlüğü sona ermiş ve yeniden cezaevine konmuştu.
'TESTERE FİLMİ YAKTI
Celalettin Erkal’ın babası Selçuk Erkal, olayların arkasından ilk kez konuştu. Oğlunun 'Testere' filminden etkilenip cinayetleri işlediği iddiasını reddeden Selçuk Erkal, bu unsurun kullanılarak oğluna karşı linç kampanyası düzenlendiğini öne sürdü. Selçuk Erkal, "Evde tek başına kaldığında korku filmi seyredemeyen, bir böceği bile eline alıp tutamayan oğlum sanki elinde testere ile dolaşan bir katilmiş gibi gösteriliyor. Tahliye olduktan sonra eli testereli gösterilen oğlumun sanki yine testere ile başkalarını öldürecekmiş gibi gösterildi. Oysa ne polis, ne savcılık, ne de mahkeme tutanaklarında 'Testere' filmi ile ilgili bir kelime geçmiyor. Olayın olduğu sırada tanık gösterilen bir kişinin ağzında böyle bir kelime çıkmış. Oğlumla cinayet sırasında, cezaevinde ve tahliye olduktan sonra her zaman 'Testere' filmini seyredip seyretmediğini sordum. Bana yemin etti ve böyle bir şeyin nereden çıktığını kendisinin de bilmediğini söyledi. Oğlumu Testere filmi yaktı. Eğer testere kelimesi geçmese oğlum sıradan bir cinayet sanığıymış gibi yargılanacaktı" dedi.
'OĞLUMU BEN TESLİM ETTİM'
Oğlunun yaptığını kesinlikle desteklemediğini hatta polise kendi eliyle teslim ettiğini söyleyen baba Selçuk Erkal, şöyle konuştu:
"Öldürülen ailenin acısını inanın çok içten yaşıyor ve onları anlıyorum. Oğlumun yaptığını kesinlikle desteklemiyorum. İşlediği suçun cezasını sonuna kadar çekecek. Mağdur aile kadar bizim de ciğerimiz yanıyor. Hem giden 16 yaşındaki Funda için, hem hayatının baharını cezaevinden geçirecek olan oğlum için üzüntü duyuyoruz. Oğlum Ocak’ta tahliye edince tepki olur diye Menemen’de birlikte yaşamak için yeni bir ev kiraladık. Bu olay 28 gün sonra medyada duyuldu. Bunun üzerine gazeteler ve televizyonlar acılı aileden görüşler alarak tahliye kararına tepki gösterildi. Kamuoyunda bir anda linç kampanyası başlatıldı. Yargıtay gazeteler ve televizyon haberleri üzerine kararı bir günde onadı. Oğlum evde badana yaparken polis kapıyı çaldı. İçeri girdiklerinde oğlumun badanalı ellerini yıkamasına bile izin vermeden alıp götürdüler. Oğlum keşke tahliye olmasaydı. Onun ve bizim psikolojiimiz tamamen bozuldu. Oğlum kendisi aynı şeyi söyledi. Bana ’Baba hiç olmazsa Muğla cezaevine alışmıştım. Keşke beni hiç salmasalardı ve 5 yıl önce yaşanan aynı şeyleri yaşamasaydım’ dedi. Bir kez daha altını çiziyorum oğlum seyretmediği bir film yüzünden kamuoyunda ’Testereli katil’ ilan edildi."
'FUNDA'NIN MEZARINA GİDİYORUZ'
Cinayetten sonra Urla İlçesi’nden ayrılmadığını ve tepkilere rağmen orada yaşamayı sürdürdüğünü belirten Selçuk Erkal şunları söyledi:
"Eşimle birlikte aynı yerde yaşıyorum. Mümkün olduğunca acılı aile ile karşı karşıya gelmemek için çalışıyorum. Onların acısı inanın tarif edilemez. Gösterdikleri her türlü tepkiye hak veriyorum. Sonuçta gencecik bir kız çocuklarını kaybettiler. Ben ve eşim bayramlarda mezar ziyaretine giderken mutlaka Funda’nın da mezarına giderek Kur'an okuyoruz. Oğlum Funda’yı çok seviyordu. Kıskançlık yüzünden öldürdü. Onu öldürmesine rağmen hala onun ruhu ile yaşıyor. Onu unutamıyor. Yaptığından çok pişmanlık duyuyor. ’Eğer zamanı geri almak mümkün olsa ve o an bir kez daha yaşansa, ölen kişi Funda değil de ben olmak isterim’ diyor. Funda’yı rüyasında gördüğünü ve onun hatırlarıyla yaşadığını söylüyor. Funda’yı öldürdüğünü için de ’Ben cezamı belki tutuklu kalarak çekeceğim ancak, öbür dünyada onun hesabını nasıl vereceğim baba?’ diyor. Oğlum katil olabilir ancak, eli testereli bir cani değildir. Suçu neyse çekecek. Onu o konuda hiç bir zaman savunmam."

1 yorum:

Bilge dedi ki...

Hayatın yazdığı öyle öyküler var ki istesek de daha korkuncunu biz yazamayız. Bazı öyküleri okurken, sabretmenin ne kadar güç olduğunu düşünüyorum.